ALEMLERİN SAHİBİ OLAN ALLAH(C.C.) SONSUZ ŞÜKÜRLER OLSUN...

25/3/2009 - RASULULLAH'IN MANEVİ ÖZELLİKLERİ

RASULULLAH'IN MANEVİ ÖZELLİKLERİ

 

Rasulullah'ın Güzel Ahlaklı Olduğu

 

678) Enes İbn Malik şunu anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) Medine'ye geldiğinde, Ebu Talha elimden tutup beni O'na götürdü ve:

-Ya Rasulellahî Enes zeki bir çocuktur. Sana hizmet etsin, dedi

Ben kendisine seferde ve hazarda hizmet ettim. Vallahi, yaptığım birşeyden dolayı bana: "Bunu niçin böyle yaptın?" Yapmadığım birşey-den dolayı da: "Bunu niçin şöyle yapmadın" demedi. [1]

679) Ebu Abdillah el-Cedeli şunu anlattı: Aişe'ye:

-Rasulullah'ın (s.a.v.) ailesi arasındaki ahlâkı nasıldı? diye sor­dum. Aişe:

- O, ahlâkça insanların en güzeliydi. Çirkin konuşmaz, çirkin şeye özenmezdi. O, çarşı ve pazarlarda bağırıp çağırmazdı. Kötülüğe kötü­lükle karşılık vermez, affederdi, diye cevap verdi. [2]

680) Enes îbn Malik şöyle demiştir:

"Peygamber (s.a.v.) kimseye sövmez ve lanet etmezdi. Lüzumun­dan fazla konuşmazdı. Bizden birine darıldiğında: "Alnı toprak olasıca!" derdi."[3]

681) Abdullah Ibn Mes'ud şunu anlattı:

Biz hepsi Kureyşli ve son derece yakışıklı olan seksen kadar kişi Rasulullah'm (s.a.v.) yannıdayken kadınları hatırladık ve onlar hakkın­da konuştuk, O da konuşmamıza katıldı. Öyle ki O'nun susmasını arzu ettim.

682) Simak şunu anlattı: Cabir İbn Semura'ya: -Rasulullah'la birlikte oturur muydun? diye sordum. Cabir:

-Evet! O, çok susan ve az gülen birisiydi. Ashabı onun yanında şiir söylerler, bazı işlerini konuşurlar, gülerler ve gülümserlerdi, diye cevap verdi. [4]

683) Hz. Aişe'den nakledildi:

Mina günlerinde yanında iki cariye def çalarlarken Ebu Bekr Aişe'nin odasına girdi. Rasulullah da (s.a.v.) örtüsüne bürünmüş hal­deydi. Ebu Bekr cariyeleri azarladı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) yüzünü açarak:

- "Bırak onları, Ebu Bekr! Çünkü bunlar bayram günleridir" dedi. Aişe şöyle der:

-Ben mescidde oynayan Habeşlileri seyrettikten sonra usanıp kendiliğimden oturuncaya kadar, Rasulullah'm (s.a.v.) beni elbisesiyle örttüğünü gördüm. Sız oyunu seven bir genç kızın durumunu takdir edin. [5]

684) Harice îbn Zeyd Ibn Sabit anlattı: Bazı kimseler Zeyd Ibn Sabit'in yanına gelip: -Bize Rasulullah'ın (s.a.v.) hadislerini anlat, dediler. O da şu cevabı verdi:

-Biz dünyalık şeylerden konuşurduk, o da bizimle dünyalık şey­lerden konuşurdu. Biz yemekten bahsettiğimiz zaman o da bizimle bir­likte ondan bahsederdi. [6]

685) Enes îbn Malik şunu söyledi:

"Rasulullah (s.a.v.), insanların ahlakı en güzel olanıydı." [7]

686) Hz. Aişe şunu söyledi:

"Rasulullah'tan (s.a.v.) daha güzel ahlaklı hiç kimse yoktu. Asha­bından ve ailesinden hiç kimse O'na buyur demeden seslenmezdi. Allah Teâlâ şu ayeti indirmiştir:

"Sen yüce bir ahlâk üzeresin." [8]

687) Hz. Aişe şunu anlattı:

"Ben Rasululîah'ın (s.a.v.) evindeyken kızlarla oynardım. Arka­daşlarım bana gelirler fakat Rasulullah'ı (s.a.v.) görünce utanarak sak­lanırlardı. Rasulullah (s.a.v.) benimle oyanamaları için onları benim yanıma gönderirdi." [9]

688) Enes İbn Malik şunu anlattı:

"Rasulullah (s.a.v.) ashabından birisiyle görüştüğü zaman, onunla birlikte ayakta dururdu. Adam onun yanından ayrılmak isteyinceye ka­dar o ayrılmazdı." [10]

689) Enes şöyle dedi:

"Peygamber (s.a.v.) çocukların yanından geçti ve onlara selam verdi." [11]

690) Enes İbn Malik şunu anlattı:

Çocukken Rasulullah (s.a.v.) bizim yanımızdan geçti ve: "Es-Selamu aleykum, çocuklar!" dedi. [12]

 

Rasulullah'ın Hilmi (Yumuşaklığı) Ve Müsamahakârlığı

 

691) îbn Abbas şunu anlattı:

Mekke halkı, Rasulullah'tan (s.a.v.), Safa tepesini onlar için altına çevirmesini ve ekin ekebilmeleri için dağları etraflarından uzaklaştır­masını istediler.

Ona şöyle denildi: Onlara acımak ve yumuşak davranmak isteye­bilirsin. Eğer istediklerini onlara vermeyi dilersen ve onlar da inkar e-derlerse kendilerinden öncekilerin helak edildiği gibi onları da helak ederim.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

-  "Hayır! Ben onlara acıyor ve yumuşak davranmak istiyorum" dedi. [13]

692) Ebu Hureyre şöyle anlattı:

et-Tufeyl Ibn Amr ed-Devsî Rasulullah'a (s.a.v.) gelip:

-Devs kabilesi isyankâr davranarak iman etmekten çekinmiştir. Sen de onlara beddua et, dedi.

Rasulullah (s.a.v.) kıbleye dönüp ellerim kaldırdı. Bu arada ora­dakiler:

- Devs kabilesi helak oldu! dediler. Rasulullah (s.a.v.) ise:

- "Allah'ım! Devs'e hidayet ver! Onları getir" diye dua etti. [14]

693) Urve'nin haber verdiğine göre Usame ona şunu anlatmıştır:

Peygamber (s.a.v.) üzerinde semer bulunan bir eşeğe bindi. Altında da bir Fedek kadifesi vardı. Arkasına Usame'yi bindirmişti. Rasulullah (s.a.v.) kendisi de Sa'd îbn Ubade'yi ziyarete gidiyordu. Bu olay Bedir savaşından önce olmuştu.

Rasulullah (s.a.v.) sonunda, Müslümanlardan, puta tapan müş­riklerden ve Yahudiler'den müteşekkil karma bir toplantıya rastlamıştı. Yahudiler arasında Abdullah Ibn Ubeyy de vardı. Toplantıya Abdullah îbn Revaha da katılmıştı. Hayvanın kaldırdığı toz toplantı yerini kap­layınca, Abdullah îbn Ubeyy, elbisesiyle burnunu kapattı ve sonra: Ü-zerimize toz kaldırmayın! dedi.

Peygamber (s.a.v.) onlara selâm verip durdu ve hayvanından indi. Onları, Allah'a imana davet etti ve onlara Kur'an okudu. Bunun üzerine Abdullah İbn Ubeyy:

-Bundan daha güzel bir şey yok. Eğer söylediklerin hak ise, bizi toplantılarımızda rahatsız etme (ve evine dön. Bizden sana kim gelirse ona anlat.

Abdullah Ibn Revaha da:

-Toplantılarımızda bize gel.) Çünkü biz bunu arzu ediyoruz, dedi.

Müslümanlar, müşrikler ve Yahudiler birbirlerine sövüp hakarette bulundular. Hatta nerdeyse birbirlerinin üzerine atılacaklardı. Pey­gamber (s.a.v.) devamlı onları yatıştırmağa çalıştı ve sonunda sakinleş-tiler.

Rasulullah (s.a.v.) daha sonra hayvanına binip Sa'd Ibn Ubade'nin yanına gitti ve şunu söyledi:

- "Sa'd! Ebu Hubab'ın (Abdullah tbn Ubeyy'in) söylediklerini duy­madın mı? O, şöyle şöyle dedi" dedi.

Sa'd da şunları söyledi:

-Ya Rasulellah! Onu affet! Vallahi, Allah sana verdiğini vermiştir. Buranın halkı ona taç giydirmeğe, sarık sarmağa karar vermişlerdi. Al­lah sana verdiği hak ile bunu reddedince bu onun boğazına durdu.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) onu affetti." [15]

694) Abdullah îbn Abbas şunu anlattı: Ömer İbnu'l-Hattab'm şöyle dediğini duydum:

Abdullah îbn Ubeyy öldüğünde Rasulullah (s.a.v.) onun cenaze namazına çağırıldı. Peygamber (s.a.v.) kalkıp ona gitti. Rasulullah (s.a.v.) namaz kılmak maksadıyla cenazeye karşı durduğunda, yerimden kalkarak göğsünün önüne dikildim ve:

-Ya Rasulellah! -Onun günlerini sayarak- şu, şu, şu, şu günlerde şöyle şöyle diyen Allah'ın düşmanı İbn Ubbeyy'e mi cenaze namazı kıla­caksın, dedim.

Rasulullah (s.a.v.) ise gülümsüyordu. Nihayet lafı uzatınca:

- "Ömer! Benden uzak dur! Ben iki şey arasında muhayyer kılındım ve bunlardan birini seçtim. Bana: Onlar için ister istiğfar et, ister etme. Onlar için yetmiş defa istiğfar etsen de Allah (c.c.) onları affetmeyecek­tir. Bilsem ki, yetmişi aşarsam onları bağışlayacaktır, mutlaka aşar­dım!" dedi.

Daha sonra Rasulullah (s.a.v.) onun cenaze namazını kıldı. Cena­zesiyle birlikte kabrine kadar yürüdü ve defin işini tamamladı.

Allah ve Peygamberi daha iyi biliyor ki kendime ve Rasulullah'a (s.a.v.) karşı cüretime şaştım.

Vallahi onu gömdükten kısa bir süre sonra, şu ayet indi: "Onlar­dan ölen birisine asla namaz kılma, kabri başında da durma çünkü onlar, Allah ve Ra sulu1 nü inkar ettiler de fasık olarak öl­düler." [16]

Rasulullah (s.a.v.) ondan sonra vefat edinceye kadar, hiçbir mü­nafığın namazını kılmadı ve kabri başında durmadı. [17]

695) Enes anlatmıştır:

Mekke'lilerden seksen kişi, Peygamberle ashabını yakalamak için silahlı olarak, Rasulullah'm (s.a.v.) peşine düştüler. Rasulullah Onları çarpışmaya girmeden yakaladı ve Öldürmedi. Bunun üzerine Allah Taâlâ şu ayeti indirdi: "O, sizi, onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, Mekke'nin göbeğinde, onların ellerini sizden, sizin elleri­nizi de onlardan çekendir." [18]

696) Hz. Aişe şunu anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) erkek ve kadın hiçbir hizmetçisine vurmadı. Allah yolunda cihat etmesi dışında eliyle hiçbir şeye vurmadı. Ona hiçbir şey isabet etmemiştir -ki, sahibinden intikam alsın. Meğer ki, Allah'ın haramlarından birşeyi çiğnemiş olsun. Bu takdirde Aziz ve Celil olan Allah için intikam alırdı, iki şey arasında muhayyer bırakılırsa, günah olmamak şartıyla onların en kolayını seçerdi. Şayet o günahsa, insanla­rın ondan en uzak olanıydı. [19]

697) el-Hasen îbn Ali'nin dayısı Hind şunu anlattı:

"Rasulullah (s.a.v.) dünya ve dünya işleri için Öfkelenmez di. Fakat bir hak çiğnenmek istendiğinde onun öcünü almadıkça, hiçbir şey öfke­sinin önüne geçemezdi. Kendi şahsı için asla kızmaz ve intikam almaz­dı." [20]

698) Hz. Aişe şunu anlattı: Hz. Aişe kendisi Rasulullah'a (s.a.v.):

-Başına, Uhud gününden daha şiddetli bir gün geldi mi? diye sor­du. Rasulullah (s.a.v.):

- "Senin kavminden başıma neler geldi! Onlardan başıma gelenin en şiddetlisi Akabe günü gelmiştir. Kendimi Abdü Kulâl oğullarına ar-zettiğimde, istediğim hususta bana icabet etmediler. Ben de üzgün ola­rak gözümün gördüğü tarafa yürüdüm. Ancak Karnusseâlib'te kendime gelebildim. Başımı kaldırdım. Bir de ne göreyim! Bir bulut, beni gölge­lemiş. Baktım, bulutun içinde Cebrail! Bana şöyle seslendi:

-Allah, kavminin sana söylediklerini ve sana verdikleri red ceva­bını işitti de onlar hakkında dilediğini kendisine emretmen için sana dağlar meleğini gönderdi.

Dağlar meleği bana seslendi ve selam verdi. Sonra:

-Şüphesiz Allah kavminin sana söylediklerini duydu. Ben dağlar meleğiyim. Rabb'in beni sana dilediğini emretmen için gönderdi, Mu-hammed! Şimdi ne dilersen dile! Eğer üzerlerine iki Ahşeb'i (Ebu Kubeys dağıyla Kuaykıan dağını) kapamamı dilersen kaparım, dedi. Ben:

-Hayır! Allah'ın onların sulplerinden, sadece Allah'a ibadet edecek, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim, dedim" dedi. [21]

699) Enes îbn Malik anlattı:

Rasulullah'la (s.a.v.) yürüyordum. Üzerinde Necran kumaşından mamul kalın kenarlı bir cübbe vardı. Ona bir bedevi yetişerek, cübbe-sinden şiddetle çekti. Rasululîah'm (s.a.v.) omzunun yanına baktım. Bedevinin şiddetle çekmesinden cübbenin kenarı iz bırakmıştı. Sonra bedevi:

-Ey Muhammed! Allah'ın sende bulunan malından birşeyler veril­mesini emret, dedi.

Rasulullah (s.a.v.) ona bakıp güldü ve sonra iyilikte bulunulmasını emretti.

el-Buhari şöyle demiştir:

Huneyn savaşından sonra Peygamber (s.a.v.), ganimetleri taksim ederken bazılarına fazla vermişti. el-Akra îbn Habisle Huneyn'e yüzer deve vermişti. Yine o gün Arap eşrafından bazılarına ganimet taksimi esnasında farklı davranmıştı.                       

Bunun üzerine birisi:

-Vallahi, bu taksimde adil davranılmadı. Allah'ın rızası gözetilme­di, dedi. Ben de:

-Vallahi, tounu mutlaka Rasulullah'a söyleyeceğim, dedim ve gelip Rasulullah'a (s.a.v.) haber verdim. Rasulullah da şöyle buyurdu:

- "Allah ve Rasulu adil olmazsa, kim adil olur? Allah Musa'ya rah­met etsin! Ona bundan daha fazlasıyla eziyet edilmişti ama o sabret-mişti." [22]

700) Ebu Hureyre şunu anlattı:

-Ya Rasulellah! Müşriklere beddua et, denildi.

Rasulullah (s.a.v.) şu cevabı verdi:

- "Ben lanet edici olarak gönderilmedim. Ancak rahmet için gön­derildim." [23]                        

701) Ebu Hureyre anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) Mekke'yi fethedince, Ka'be'yi tavaf etti. îçinde iki rekat namaz kıldı. Daha sonra Ka'be'ye geldi ve kapının iki yanından tutup:

- "Ne dersiniz? Şimdi hakkınızda ne yapacağımı sanırsınız?" dedi. Kureyşliler üç defa:

-Sen bir kardeşsin, bir amca oğlusun. Sen halimsin (yumuşaksın) ve merhametlisin, dediler.

Rasulullah da (s.a.v.) şöyle dedi:

- "Ben de Yusufun (a.s.) dediği gibi diyeceğim: Size bugün, hiçbir başa kakma ve ayıplama yok!   Allah, sizi bağışlasın.  O,   merhamet edenlerin en merhametlisidir." [24]

Bunun üzerine onlar, sanki kabirlerden çıkarümışcasına gelip is­lam'a girdiler. [25]

702) Ömer Îbnu'l-Hattab şöyle anlattı:

Mekke'nin fethinde, Rasulullah'ın (s.a.v.) Savfan Ibn Ebi Umeyye, Ebu Sufyan Ibn Harb ve el-Haris tbn Hişam'a eman verdiğine dair haber gönderdi. Ben de:

-Allah Teâlâ bana onlara hakim olma firsatı verdi, dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

- "Benim halimle, sizin haliniz, Yusufun kardeşlerine dediği gibi olacaktır: Sizlere bugün, hiçbir başa kakma ve ayıplama yoktur! Allah, sizi bağışlasın" dedi. [26]

Rasulullah'tan (s.a.v.) utandığım için ağladım.    .

703) Cabir tbn Abdillah şunu anlattı:

"Rasulullah (s.a.v.) Huneyn günü insanlara Bilal'ın elbisesi için­deki gümüşten vermeğe başladı. Bir adam O'na:

-Ey Allah'ın peygamberi! Adil ol, dedi. Peygamber (s.a.v.):

-Yazıklar olsun sana! Ben adil olmazsam kim adil olur. Ben adil olmasaydım, umduğuma eremez, kaybederdim, dedi. Ömer:

-Onun boynunu vursam, çünkü o münafıktır, dedi. Rasulullah:

-İnsanların benim ashabımı öldürdüğümü bahsetmelerinden Al­lah'a sığırım" dedi. [27]

704) îbn Ömer anlattı:

"Rasulullah'a (s.a.v.) biraz altın ve gümüş getirildi. Onu ashabı a-rasmda bölüştürmeğe başladı. Bedevilerden birisi kalkıp:

-Muhammed! Vallahi Allah sana adaletli olmanı emretti. Ama ben senin adil davrandığını görmüyorum, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

' - 'Yazıklar olsun sana! Benden sonra, sana kim adaletli davranır" dedi. [28]

O geri dönünce: "Yavaşça onu bana gönderin," dedi.

705) Behz Ibn Hakim dedesinden şunu anlattı: "Behz'in dedesinin kardeşi Peygamber'e (s.a.v.) gelip: -Benim ortaklarım niçin yakalandılar? dedi. Peygamber (s.a.v.) ondan yüzünü çevirince:

-insanlar senin zulüm yapmaktan men edildiğini iddia ediyorlar ama sen onu bırakmıyorsun, dedi.

Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.):

-Eğer bunu yapsaydım sizin aleyhinize değil, benim aleyhime o-lurdu. Ortaklarım buna geri verin" dedi.

706) Hz. Aişe şöyle anlattı:

"Rasulullah (s.a.v.) bir bedeviden ambarda saklanan bir vesak hurma karşılığında bir deve satın aldı. Onu, evine getirdi. Depodaki hurmaya baktı ama bulamadı. Bedevinin yanma gidip:

-Ky Allah'ın kulu! Senden şu deveni ambarda var zannederek bir vesak hurma karşılığında satın aldık, dedi. Bedevi:

-Ne kalleşlik! dedi. Sahabiler ona koşup:

-Bunu Rasulullah'a mı (s.a.v.) söylüyorsun? dediler. Rasulullah:

-Bırakın onu, dedi" [29]

707) Ebu Hureyre şunu anlattı:

Bir bedevi, kendisine yardım etmesini istemek üzere Peygamber'e (s.a.v.) geldi. Peygamber (s.a.v.) ona birşey verdikten sonra:

-Sana iyilik ettim mi? dedi. Bedevi:

-Hayır iyilik etmedin, dedi.

Müslümanlar kızıp onun yanına gittiler. Peygamber (s.a.v.) onlara, birşey yapmamaları için işaret etti. Sonra kalkıp evine gitti. Bedeviye haber gönderip evine getirtti. (Biraz daha verdi). Bedevi memnun oldu. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

-Sen bize geldin. Bizden istedin. Biz de sana verdik. Söylediklerini söyledin. Müslümanların zihinlerinde şimdi bu söylediklerinin tesiri var. istersen, benim karşımda söylediklerini, onların karşısında da söyle. Böylece, senin aleyhindeki düşünceleri zihinlerinden gider, dedi. Bedevi:

-Tamam, dedi.

Ertesi gün sabah (veya akşam) olunca bedevi geldi. Rasulullah:

-Bu arkadaşınızın karnı açtı. Bizden istedi. Biz de ona verdik. Söylediklerim söyledi. Biz onu eve davet ettik, biraz daha verdik. O da memnun kaldığını söyledi. Öyle mi? dedi. Bedevi:

-Evet! Allah aile ve akrabalarından dolayı sana hayırla mukabele etsin, dedi. Peygamber (s.a.v.):

- "Dikkat edin! Benimle bu bedevinin misali, sahip olduğu devesi ürküp kaçan adam gibidir, insanlar o devenin peşine düşerler ama daha fazla ürkütmekten başka bir şey yapmazlar. Bunun üzerine deve sahibi onlara: Benimle devemin arasından çekilin! Ben ona, daha yumuşak davranırım, der. Deve sahibi ona yönelir. Ona vermek için yerdeki süp-rüntüden alır. Deve gelir çöker. Onu yolculuğa hazırlar. Üzerine yerleşir. işte ben de o bedevi söylediklerini söylediğinde sizi kendi halinize bırak-saydım ve siz de onu öldürseydiniz Cehennem'e girerdi" buyurdu. [30]

708) Zeyd Ibn Erkam anlattı:

"Yahudiler1 den biri, Rasulullah'a (s.a.v.) büyü yaptı. Bir kaç gün bundan rahatsız oldu. Cebrail O'na gelip: Yahudiler'den birisi sana büyü yaptı. Bunun için bazı düğümler bağladı, dedi.

Rasulullah (s.a.v.), Ali'yi gönderdi. Ali düğümleri çıkarıp getirdi. Her düğümü çözdükçe bir hafiflik hissetmeye başladı. Rasulullah (s.a.v.) sanki zincirlerden kurtulmuş gibi ayağa kalktı.

Peygaber (s.a.v.) bunu Yahudi'ye söylemedi ve hiç bir zaman yü­züne vurmadı."

709) Enes şöyle anlattı:

"Rasulullah'a (s.a.v.) on yıl hizmet ettim. Bana ne hakaret etti ne vurdu ne de beni azarladı. Bana suratını da asmadı. Bana, ihmal ettiğim için beni azarladığı bir şeyi de emretmedi. Ailesinden birisi beni azarla­dığında:

-Bırakın onu, eğer bir şey takdir edilseydi olurdu, derdi." [31]

 710) Abdullah İbn Selam şunu anlattı:

Aziz ve Celil olan Allah Zeyd İbn Sa'ye'nin hidayetini dilediğinde, Zeyd şöyle dedi:

"Muhammed'in yüzüne bakınca, kendisinde peygamberlik alâmetlerinden iki şeyden başka zuhur etmedik bir şey kalmadığını an­ladım. Kendisindeki hilm sıfatı, karşılaştığı cahillik ve kabalığı geçiyor mu, geçmiyor mu? Kendisine karşı en ağır cahilce ve kabaca davranışlar, hilmini artırıyor mu, artırmıyor mu?

Onunla birarada bulunmak ve hilmini tanımak için yanma gider­dim. Bir gün O, Ali îbn Ebi Talib'le birlikte dışarı çıktı. O'na bedevi gibi bir adam gelip:

-Ya Rasulellah! Falan kabilenin köyü müslüman oldu. Ben de on­lara eğer müslüman olurlarsa, rızıklarmın onlara bol bol geleceğini söy­ledim. Aksine onlar kıtlığa uğradılar. Ben onların İslam'dan çıkmalarından korkuyordum. Eğer yardım olarak onlara birşey gönder­meyi düşünürsen götürürüm, dedi. Ben de:

-Ben sizden şu kadar vesak şunu satın alıyorum, dedim ve ona seksen dinar verdim Onları adama verdi ve:

-Çabuk onlara bunu götür ve ihtiyaçlarını gider, dedi.

Kurbandan bir, iki veya üçgün önce Rasulullah (s.a.v.) ashabından bazılarıyla birlikte bir cenazeye çıktı. Cübbesini öyle bir çektim ki om­zundan düşürdüm. Daha sonra asık bir suratla geldim ve:

-Muhammedi Bana halâ ödemeyecek misin? Vallahi ben, siz Ab-dülmuttalipoğullarmı böyle bilmiyordum.

Ömer Îbnu'l-Hattab kızgın bir şekilde bana baktı ve:

-Ey Allah'ın düşmanı! Sen Rasulullah'a (s.a.v.) böyle mi söylüyor­sun? O'na bu gördüğümü mü yapıyorsun? Bu duyduğum şeyi mi söylü­yorsun? O'nu hak dinle gönderen Allah'a yemin olsun, kendisinden çekinmeseydim başını çoktan koparırdım, dedi.

Rasulullah sükûnetle Ömer'e bakıyordu. Sonra gülümsedi ve:

-Ben (ve o) senden, bu türlü davranıştan başkasını görmek ihtiya-cmdaydık. Seni borcumu güzellikle ödemeyi bana tavsiye, alacağım gü­zellikle istemesini de ona tavsiye edecektin. Ömer! Git! Hakkını ver. Ona, fazladan da yirmi sa1 hurma ver! dedi. Ben:

-Bu nedir? dedim. Ömer:

-Rasulullah (s.a.v.) bana, sana hiddet ve şiddet göstermiş olmamın yerine bu fazlayı vermemi emretti, dedi. Ben:

-Ömer! Beni tanımıyor musun? dedim.

-Hayır! Sen kimsin?

-Ben Zeyd Ibn Sa'ye'yim, dedim.

-Alim olan mı? dedi.

-Evet, alim olan, dedim. Ömer:

-Seni, yaptığını Rasulullah'a (s.a.v.) yapmağa, söylediğini de ona söylemeğe ne şevketti? dedi. Ben de:

-Ömer! Muhammed'in yüzüne bakınca, kendisinde peygamberlik alâmetlerinden iki şeyden başka bir şey kalmadığını anladım, Hilm sı­fatı, karşılaşacağı cahillik ve kabalığı geçiyor mu, geçmiyor mu? Kendi­sine karşı en ağır cahilce ve kabaca davranışlar, Mimini artırıyor mu, artırmıyor mu? Bu hususta henüz bir denemede bulunmamıştım. Bunu kendisinden deneyerek öğrendim. Ömer! Seni şahit tutuyorum. Ben Rab olarak Allah'a, din olarak İslam'a ve peygamber olarak Muhammed'e (s.a.v.) razı oldum. Yine, seni şahit tutuyorum. Malımın yarısı, Allah'a aittir. Çünkü benim malım pek çoktur. O mallarım, Muhammed (s.a,v.) ümmetine sadakadır, dedim. Ömer:

-Yahut onların bir kısmına. Çünkü onların hepsine gücün yetmez, dedi. Ben de:

-Yahut onların bir kısmına, dedim.

Ömer'le Zeyd Ibn Sa'ye Rasulullah'a (s.a.v.) döndüler. Zeyd Keli-me-i Şehadeti getirdi. Ona iman etti, onu tasdik etti. Ona beyat etti ve birçok savaşta Rasulullah'ın (s.a.v.) yanında yer aldı.[32]

711) ez-Zuhrî şunu anlattı: Bir Yahudi şöyle dedi:

"Rasulullah'ın (s.a.v.), Tevrat'ta görmediğim bir özelliği kaldı. O da hilmdir.

Belirli bir süreye kadar O'na, otuz dinar borç para verdim. Sürenin dolmasına bir gün kalıncaya kadar bekledim ve ona geldim:

-Muhammed! Bana hakkımı öde. Çünkü siz Abdulmuttalipoğulları borcun vadesini geciktiren kimselersiniz, dedim. Ömer:

-Yahudi! Sen delirdin mi? Vallahi onun yeri olmasaydı, senin ka­fanı vururdum, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

-Allah sana mağfiret etsin Ebu Hafs! Biz senden bundan daha çok borcum olanı ödemeyi emretmeni isterdik. O da alacağım ödemede ona yardım etmiş olmanı daha çok isterdi, dedi.

Benim onu bilmemezlikten gelmem, O'nun sadece hilmini artır­mıştı. O:

-Yahudi! Yarın senin alacağın ödenecek, dedi. Ömer'e de:

-Ebu Hafs! İlk gün istemiş olduğu bahçeye git. Eğer ona razı olursa şu kadar şu kadar sa' ver. Onun söylediğine şu kadar şu kadar ilave et. Eğer ona razı olmazsa, şu şu bahçeden ona şunu ver, dedi.

Ömer onu bahçeye götürdü. Yahudi razı oldu. Rasulullah'ın (s.a.v.) söylediğim ve emrettiği ilaveyi ona verdi.

Yahudi, hurmasını alınca:

-Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet ederim Vallahi Ömer! Bu gördüklerini yapmağa sev-keden şey şudur: Ben Tevrat'ta Rasulullah'ın (s.a.v.) hilm dışında bütün sıfatlarını görmüştüm. Bugün, O'nun hilmini de denedim ve O'nu Tev­rat'ta tarif edildiği şekilde buldum. Şahit ol! Bu hurma ve malımın ya­rısı, fakir müslümanlar içindir, dedi. Ömer:

-Yahut bazıları içindir, dedi. Yahudi de: -Yahut bazıları içindir, dedi.

Yüz yaşındaki bir ihtiyar müstesna, Yahudi'nin bütün akrabaları müslüman oldu. O ihtiyar kafir olarak kaldı. [33]

 

Rasulullah'ın Doğru Olmayan Şeyi Tebliğ Etmeyi Menettiği

 

712) Abdullah İbn Mes'ud şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

-Hıçkimse, ashabımdan birisi hakkında bana kötü birşey ulaştır­masın. Çünkü ben içim rahat ve huzurlu olarak onların yanına çıkmayı isterim.

Peygamber'e (s.a.v.) bir mal geldi ve onu taksim etti. Sohbet eden iki kişinin yanına vardım. Birisi diğerine şöyle diyordu:

-Vallahi Muhammed yaptığı taksimde ne Allah'ın rızasını, ne de ahireti gözetmiştir.

Bunu duyunca koşup Rasulullah'a (s.a.v.) geldim ve O'na anlattım. Sonra:

-Sen şöyle demiştin: Hiç kimse, ashabımdan birisi hakkında bana kötü birşey ulaştırmasın. Ama ben falancayla falancanın şöyle şöyle de­diklerini duydum, dedim.

Rasuluilah'm (s.a.v.) öfkeden yüzü kızardı ve:

-Bizi kendi halimize bırak. Musa'ya bundan daha çok eziyet edildi ama sabretti! dedi. [34]

 

Rasulullah'ın Şefkati Ve Müdarası [35]

 

713) Enes şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.):

"Ben uzatmak niyetiyle namaza duruyorum. Fakat bir çocuğun ağlama sesini duyuyorum. Annesinin çocuğun ağlamasından dolayı çok üzüleceğini bildiğimden namazımda hafifletme (kısaltma) yapıyorum" buyurdu. [36]

714) Ebu Katade şunu anlattı: Peygamber şöyle buyurdu:

"Ben namaza duruyorum ve onu uzatmak istiyorum. Bir çocuğun ağlama sesini duyuyorum. Annesine güçlük vermek istemediğimden . namazımda hafifletme yapıyorum." [37]

715) Zeyd îbn Sabit şunu anlattı:

Peygamber (s.a.v.), mescitte hasırdan bir hücre yaptı ve orada ge­celeri namaz kıldı. Nihayet bazıları orada toplandılar. Daha sonra Ra-sulullah'm (s.a.v.) sesi kayboldu. Onun uyuyup kaldığım zannedip yanlarına çıkması için öksürmeğe başladılar. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

- "Gördüğüm bu hareketinizi (benimle birlikte namaz kılmayı) de­vamlı yapar oldunuz ki bunun size farz olacağından korktum. Eğer o, size îarz "kımsaydı, ouu yapamazdınız. Bu namazı evlerinizde kılın. Çünkü farz namaz dışında, kişinin en hayırlı namazı evinde kıldığı na­mazdır" buyurdu. [38]

716) Enes şunu anlattı: Bir adam Peygamber'e (s.a.v.):

-Balata nerede? diye sordu. Rasulullah (s.a.v.):

-Cehennem'de, diye cevap verdi.

Rasulullah (s.a.v.) onun yüzündeki ifadeyi görünce:

-Benim babam da, senin baban da Cehennem'dedir, buyurdu. [39]

717) îbn Abbas şunu anlattı: Kureyşliler Peygamber'e (s.a.v.):

-Bizim için Rabb'ine dua et de Safa'yı bizim için altın yapsın biz de sana iman edelim, dediler. Peygamber (s.a.v.):

-Gerçekten bunu yapacak mısınız? dedi. Kureyşliler:

-Evet, dediler.

Peygamber (s.a.v.) dua etti. Cebrail ona geldi ve şöyle dedi:

-Aziz ve Celil olan Rabb'in sana selam ediyor ve sana: İstersen, Safa, onlar için altın olur. Ama bundan sonra onlar kim kafir olursa, ona, aîemlerdeki hiç kimseye azab etmediğim şekilde azab ederim. İstersen onlara tövbe ve rahmet kapısını açarım, diyor. (Peygamber:

-Ben tövbe ve rahmeti diliyorum, dedi.) [40]

718) Ebu Umame anlattı: Bir genç Peygamber'e (s.a.v.) gelip: -Muhammedi Zina konusunda bana izin ver, dedi. Sahabiler onun üzerine yürüyüp azarladılar ve:

-Yeter, bırak artık, dediler. Rasulullah (s.a.v.):

-Yaklaş, dedi. Genç ona yaklaştı ve oturdu. Rasulullah (s.a.v.): Bunu annen için ister misin? dedi. Genç:

-Hayır, vallahi! Allah beni sana feda kılsın, dedi. Rasulullah:

-insanlar da, bunu anneleri için istemezler. Bunu kızın için de ister misin? dedi. Genç yine:

-Hayır, vallahi! Ya Rasulellah! Allah beni sana feda kılsın, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

-insanlar da bunu kızları için istemezler. Bunu kız kardeşin için de ister misin? dedi. Genç:

- Hayır, vallahi! Ya Rasulellah! Allah beni sana feda kılsın, dedi. Rasulullah (s.a.v.):                                                              

- İnsanlar da bunu kızkardeşleri için istemezler. Bunu halan için ister misin? dedi. Genç:

-Hayır, vallahi! Ya Rasulellah! Allah beni sana feda kılsın, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

-İnsanlar da bunu halaları için istemezler. Bunu teyzen için ister misin? dedi. Genç:

-Hayır, vallahi! Ya Rasulellah! Allah beni sana feda kılsın, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

-insanlar bunu teyzeleri için de istemezler, dedi.

Rasulullah (s.a.v.) elini onun üzerine koyduktan sonra: Allah'ım! Bunun günahlarını affet, kalbini temizle ve namusunu (zina yapmak­tan) koru, buyurdu. [41]

O genç bu olaydan sonra hiçbir kötü şeye yönelmedi.   .

719) Abdullah İbn Amr îbn el-Âs anlattı:

Peygamber (s.a.v.) Allah Teâlâ'nm (İbrahim (a.s.) hakkındaki) şu ayetini okudu: "Rabbim! Onlar, insanlardan birçoğunu saptırdılar. Artık kim bana uyarsa, o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, şüphesiz sen çok bağışlayan pek esirgeyensin." [42]

Hz. îsa ile ilgili şu ayeti de: "Eğer kendilerine azab edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer on­ları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin" [43] o-kuyarak ellerini kaldırdı:

- "Allah'ım! Ümmetimi, ümmetimi..." dedi ve ağladı. Bunun üzeri­ne Aziz ve Celiî olan Allah:

-Ey Cebrail! Muhammed'e git -Rabb'in pekâla bilir ya- niye ağla­dığını sor, dedi.

Cebrail (a.s.) O'na gelerek sordu, Rasulullah (s.a.v.) da ona bildirdi.

Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyurdu:

-Cebrail! Muhammed'e git ve O'na: Biz seni ümmetin hakkında hoşnut edeceğiz ve seni üzmeyeceğiz, de. [44]

720) Enes İbn Malik anlattı:

Bir defasında biz, Rasulullah'la (s.a.v.) birlikte mescidde oturur­ken bir bedevi çıkageldi. Mescidin içine işemeğe kalktı. Rasulullah'ın (s.a.v.) ashabı:

-Yapma, yapma, dediler. Rasulullah (s.a.v.):

-  "Onun idrarını kesmeyin, bırakın onu" dedi. Ashab da idrarını bitirinceye kadar onu bıraktılar. Sonra onu çağırıp şunları söyledi:

- "Şüphesiz mescitler idrarın ve pisliğin hiçbirine uygun değiller­dir. Ancak bunlar» Allah Teâlâ'yı anmak, namaz kılmak ve Kur'an oku­mak için yapılmışlardır."

Arkasından bir adama emretti, o da bir kova su getirerek idrarın üzerine serpti. [45]

721) Hz. Aişe anlattı:

Bir adam Peygamber'in yanma girmek için izin istedi. O da:

- "Ona izin verin. Bu aşiretin kardeşi çok fenadır" dedi.

Adam yanına girince Rasulullah (s.a.v.) onunla yumuşak bir şe­kilde konuştu. Ben:

-Ya Rasulellah! Onun hakkında söylediğini söyledin. Sonra da yu­muşak bir şekilde konuştun, dedim. Rasulullah (s.a.v.) da:

- "Aişe! Kıyamet gününde, Allah katında insanların en kötü mer-tebelisi, insanların fuhşundan korktukları için kendisini terkettikleri kimsedir" dedi. [46]

722) Mes'ud Ibnu'l-Hakem şunu anlattı:

Peygamberle (s.a.v.) namaz kıldım. Cemaatten biri aksırdı. Ben de: Rahimekellah (Allah sana merhamet etsin), dedim. Cemaat, bana göz atıp ellerini dizlerine vurdular. Onların beni susturduklarım gö­rünce sustum.

Peygamber (s.a.v.) beni çağırdı.

Babam anam feda olsun! Ondan daha güzel öğreten muallim (öğ­retici) görmemiştim.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/3/2009 - RASULULLAH'IN MANEVİ ÖZELLİKLERİ

RASULULLAH'IN MANEVİ ÖZELLİKLERİ

 

Rasulullah'ın Güzel Ahlaklı Olduğu

 

678) Enes İbn Malik şunu anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) Medine'ye geldiğinde, Ebu Talha elimden tutup beni O'na götürdü ve:

-Ya Rasulellahî Enes zeki bir çocuktur. Sana hizmet etsin, dedi

Ben kendisine seferde ve hazarda hizmet ettim. Vallahi, yaptığım birşeyden dolayı bana: "Bunu niçin böyle yaptın?" Yapmadığım birşey-den dolayı da: "Bunu niçin şöyle yapmadın" demedi. [1]

679) Ebu Abdillah el-Cedeli şunu anlattı: Aişe'ye:

-Rasulullah'ın (s.a.v.) ailesi arasındaki ahlâkı nasıldı? diye sor­dum. Aişe:

- O, ahlâkça insanların en güzeliydi. Çirkin konuşmaz, çirkin şeye özenmezdi. O, çarşı ve pazarlarda bağırıp çağırmazdı. Kötülüğe kötü­lükle karşılık vermez, affederdi, diye cevap verdi. [2]

680) Enes îbn Malik şöyle demiştir:

"Peygamber (s.a.v.) kimseye sövmez ve lanet etmezdi. Lüzumun­dan fazla konuşmazdı. Bizden birine darıldiğında: "Alnı toprak olasıca!" derdi."[3]

681) Abdullah Ibn Mes'ud şunu anlattı:

Biz hepsi Kureyşli ve son derece yakışıklı olan seksen kadar kişi Rasulullah'm (s.a.v.) yannıdayken kadınları hatırladık ve onlar hakkın­da konuştuk, O da konuşmamıza katıldı. Öyle ki O'nun susmasını arzu ettim.

682) Simak şunu anlattı: Cabir İbn Semura'ya: -Rasulullah'la birlikte oturur muydun? diye sordum. Cabir:

-Evet! O, çok susan ve az gülen birisiydi. Ashabı onun yanında şiir söylerler, bazı işlerini konuşurlar, gülerler ve gülümserlerdi, diye cevap verdi. [4]

683) Hz. Aişe'den nakledildi:

Mina günlerinde yanında iki cariye def çalarlarken Ebu Bekr Aişe'nin odasına girdi. Rasulullah da (s.a.v.) örtüsüne bürünmüş hal­deydi. Ebu Bekr cariyeleri azarladı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) yüzünü açarak:

- "Bırak onları, Ebu Bekr! Çünkü bunlar bayram günleridir" dedi. Aişe şöyle der:

-Ben mescidde oynayan Habeşlileri seyrettikten sonra usanıp kendiliğimden oturuncaya kadar, Rasulullah'm (s.a.v.) beni elbisesiyle örttüğünü gördüm. Sız oyunu seven bir genç kızın durumunu takdir edin. [5]

684) Harice îbn Zeyd Ibn Sabit anlattı: Bazı kimseler Zeyd Ibn Sabit'in yanına gelip: -Bize Rasulullah'ın (s.a.v.) hadislerini anlat, dediler. O da şu cevabı verdi:

-Biz dünyalık şeylerden konuşurduk, o da bizimle dünyalık şey­lerden konuşurdu. Biz yemekten bahsettiğimiz zaman o da bizimle bir­likte ondan bahsederdi. [6]

685) Enes îbn Malik şunu söyledi:

"Rasulullah (s.a.v.), insanların ahlakı en güzel olanıydı." [7]

686) Hz. Aişe şunu söyledi:

"Rasulullah'tan (s.a.v.) daha güzel ahlaklı hiç kimse yoktu. Asha­bından ve ailesinden hiç kimse O'na buyur demeden seslenmezdi. Allah Teâlâ şu ayeti indirmiştir:

"Sen yüce bir ahlâk üzeresin." [8]

687) Hz. Aişe şunu anlattı:

"Ben Rasululîah'ın (s.a.v.) evindeyken kızlarla oynardım. Arka­daşlarım bana gelirler fakat Rasulullah'ı (s.a.v.) görünce utanarak sak­lanırlardı. Rasulullah (s.a.v.) benimle oyanamaları için onları benim yanıma gönderirdi." [9]

688) Enes İbn Malik şunu anlattı:

"Rasulullah (s.a.v.) ashabından birisiyle görüştüğü zaman, onunla birlikte ayakta dururdu. Adam onun yanından ayrılmak isteyinceye ka­dar o ayrılmazdı." [10]

689) Enes şöyle dedi:

"Peygamber (s.a.v.) çocukların yanından geçti ve onlara selam verdi." [11]

690) Enes İbn Malik şunu anlattı:

Çocukken Rasulullah (s.a.v.) bizim yanımızdan geçti ve: "Es-Selamu aleykum, çocuklar!" dedi. [12]

 

Rasulullah'ın Hilmi (Yumuşaklığı) Ve Müsamahakârlığı

 

691) îbn Abbas şunu anlattı:

Mekke halkı, Rasulullah'tan (s.a.v.), Safa tepesini onlar için altına çevirmesini ve ekin ekebilmeleri için dağları etraflarından uzaklaştır­masını istediler.

Ona şöyle denildi: Onlara acımak ve yumuşak davranmak isteye­bilirsin. Eğer istediklerini onlara vermeyi dilersen ve onlar da inkar e-derlerse kendilerinden öncekilerin helak edildiği gibi onları da helak ederim.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

-  "Hayır! Ben onlara acıyor ve yumuşak davranmak istiyorum" dedi. [13]

692) Ebu Hureyre şöyle anlattı:

et-Tufeyl Ibn Amr ed-Devsî Rasulullah'a (s.a.v.) gelip:

-Devs kabilesi isyankâr davranarak iman etmekten çekinmiştir. Sen de onlara beddua et, dedi.

Rasulullah (s.a.v.) kıbleye dönüp ellerim kaldırdı. Bu arada ora­dakiler:

- Devs kabilesi helak oldu! dediler. Rasulullah (s.a.v.) ise:

- "Allah'ım! Devs'e hidayet ver! Onları getir" diye dua etti. [14]

693) Urve'nin haber verdiğine göre Usame ona şunu anlatmıştır:

Peygamber (s.a.v.) üzerinde semer bulunan bir eşeğe bindi. Altında da bir Fedek kadifesi vardı. Arkasına Usame'yi bindirmişti. Rasulullah (s.a.v.) kendisi de Sa'd îbn Ubade'yi ziyarete gidiyordu. Bu olay Bedir savaşından önce olmuştu.

Rasulullah (s.a.v.) sonunda, Müslümanlardan, puta tapan müş­riklerden ve Yahudiler'den müteşekkil karma bir toplantıya rastlamıştı. Yahudiler arasında Abdullah Ibn Ubeyy de vardı. Toplantıya Abdullah îbn Revaha da katılmıştı. Hayvanın kaldırdığı toz toplantı yerini kap­layınca, Abdullah îbn Ubeyy, elbisesiyle burnunu kapattı ve sonra: Ü-zerimize toz kaldırmayın! dedi.

Peygamber (s.a.v.) onlara selâm verip durdu ve hayvanından indi. Onları, Allah'a imana davet etti ve onlara Kur'an okudu. Bunun üzerine Abdullah İbn Ubeyy:

-Bundan daha güzel bir şey yok. Eğer söylediklerin hak ise, bizi toplantılarımızda rahatsız etme (ve evine dön. Bizden sana kim gelirse ona anlat.

Abdullah Ibn Revaha da:

-Toplantılarımızda bize gel.) Çünkü biz bunu arzu ediyoruz, dedi.

Müslümanlar, müşrikler ve Yahudiler birbirlerine sövüp hakarette bulundular. Hatta nerdeyse birbirlerinin üzerine atılacaklardı. Pey­gamber (s.a.v.) devamlı onları yatıştırmağa çalıştı ve sonunda sakinleş-tiler.

Rasulullah (s.a.v.) daha sonra hayvanına binip Sa'd Ibn Ubade'nin yanına gitti ve şunu söyledi:

- "Sa'd! Ebu Hubab'ın (Abdullah tbn Ubeyy'in) söylediklerini duy­madın mı? O, şöyle şöyle dedi" dedi.

Sa'd da şunları söyledi:

-Ya Rasulellah! Onu affet! Vallahi, Allah sana verdiğini vermiştir. Buranın halkı ona taç giydirmeğe, sarık sarmağa karar vermişlerdi. Al­lah sana verdiği hak ile bunu reddedince bu onun boğazına durdu.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) onu affetti." [15]

694) Abdullah îbn Abbas şunu anlattı: Ömer İbnu'l-Hattab'm şöyle dediğini duydum:

Abdullah îbn Ubeyy öldüğünde Rasulullah (s.a.v.) onun cenaze namazına çağırıldı. Peygamber (s.a.v.) kalkıp ona gitti. Rasulullah (s.a.v.) namaz kılmak maksadıyla cenazeye karşı durduğunda, yerimden kalkarak göğsünün önüne dikildim ve:

-Ya Rasulellah! -Onun günlerini sayarak- şu, şu, şu, şu günlerde şöyle şöyle diyen Allah'ın düşmanı İbn Ubbeyy'e mi cenaze namazı kıla­caksın, dedim.

Rasulullah (s.a.v.) ise gülümsüyordu. Nihayet lafı uzatınca:

- "Ömer! Benden uzak dur! Ben iki şey arasında muhayyer kılındım ve bunlardan birini seçtim. Bana: Onlar için ister istiğfar et, ister etme. Onlar için yetmiş defa istiğfar etsen de Allah (c.c.) onları affetmeyecek­tir. Bilsem ki, yetmişi aşarsam onları bağışlayacaktır, mutlaka aşar­dım!" dedi.

Daha sonra Rasulullah (s.a.v.) onun cenaze namazını kıldı. Cena­zesiyle birlikte kabrine kadar yürüdü ve defin işini tamamladı.

Allah ve Peygamberi daha iyi biliyor ki kendime ve Rasulullah'a (s.a.v.) karşı cüretime şaştım.

Vallahi onu gömdükten kısa bir süre sonra, şu ayet indi: "Onlar­dan ölen birisine asla namaz kılma, kabri başında da durma çünkü onlar, Allah ve Ra sulu1 nü inkar ettiler de fasık olarak öl­düler." [16]

Rasulullah (s.a.v.) ondan sonra vefat edinceye kadar, hiçbir mü­nafığın namazını kılmadı ve kabri başında durmadı. [17]

695) Enes anlatmıştır:

Mekke'lilerden seksen kişi, Peygamberle ashabını yakalamak için silahlı olarak, Rasulullah'm (s.a.v.) peşine düştüler. Rasulullah Onları çarpışmaya girmeden yakaladı ve Öldürmedi. Bunun üzerine Allah Taâlâ şu ayeti indirdi: "O, sizi, onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, Mekke'nin göbeğinde, onların ellerini sizden, sizin elleri­nizi de onlardan çekendir." [18]

696) Hz. Aişe şunu anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) erkek ve kadın hiçbir hizmetçisine vurmadı. Allah yolunda cihat etmesi dışında eliyle hiçbir şeye vurmadı. Ona hiçbir şey isabet etmemiştir -ki, sahibinden intikam alsın. Meğer ki, Allah'ın haramlarından birşeyi çiğnemiş olsun. Bu takdirde Aziz ve Celil olan Allah için intikam alırdı, iki şey arasında muhayyer bırakılırsa, günah olmamak şartıyla onların en kolayını seçerdi. Şayet o günahsa, insanla­rın ondan en uzak olanıydı. [19]

697) el-Hasen îbn Ali'nin dayısı Hind şunu anlattı:

"Rasulullah (s.a.v.) dünya ve dünya işleri için Öfkelenmez di. Fakat bir hak çiğnenmek istendiğinde onun öcünü almadıkça, hiçbir şey öfke­sinin önüne geçemezdi. Kendi şahsı için asla kızmaz ve intikam almaz­dı." [20]

698) Hz. Aişe şunu anlattı: Hz. Aişe kendisi Rasulullah'a (s.a.v.):

-Başına, Uhud gününden daha şiddetli bir gün geldi mi? diye sor­du. Rasulullah (s.a.v.):

- "Senin kavminden başıma neler geldi! Onlardan başıma gelenin en şiddetlisi Akabe günü gelmiştir. Kendimi Abdü Kulâl oğullarına ar-zettiğimde, istediğim hususta bana icabet etmediler. Ben de üzgün ola­rak gözümün gördüğü tarafa yürüdüm. Ancak Karnusseâlib'te kendime gelebildim. Başımı kaldırdım. Bir de ne göreyim! Bir bulut, beni gölge­lemiş. Baktım, bulutun içinde Cebrail! Bana şöyle seslendi:

-Allah, kavminin sana söylediklerini ve sana verdikleri red ceva­bını işitti de onlar hakkında dilediğini kendisine emretmen için sana dağlar meleğini gönderdi.

Dağlar meleği bana seslendi ve selam verdi. Sonra:

-Şüphesiz Allah kavminin sana söylediklerini duydu. Ben dağlar meleğiyim. Rabb'in beni sana dilediğini emretmen için gönderdi, Mu-hammed! Şimdi ne dilersen dile! Eğer üzerlerine iki Ahşeb'i (Ebu Kubeys dağıyla Kuaykıan dağını) kapamamı dilersen kaparım, dedi. Ben:

-Hayır! Allah'ın onların sulplerinden, sadece Allah'a ibadet edecek, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim, dedim" dedi. [21]

699) Enes îbn Malik anlattı:

Rasulullah'la (s.a.v.) yürüyordum. Üzerinde Necran kumaşından mamul kalın kenarlı bir cübbe vardı. Ona bir bedevi yetişerek, cübbe-sinden şiddetle çekti. Rasululîah'm (s.a.v.) omzunun yanına baktım. Bedevinin şiddetle çekmesinden cübbenin kenarı iz bırakmıştı. Sonra bedevi:

-Ey Muhammed! Allah'ın sende bulunan malından birşeyler veril­mesini emret, dedi.

Rasulullah (s.a.v.) ona bakıp güldü ve sonra iyilikte bulunulmasını emretti.

el-Buhari şöyle demiştir:

Huneyn savaşından sonra Peygamber (s.a.v.), ganimetleri taksim ederken bazılarına fazla vermişti. el-Akra îbn Habisle Huneyn'e yüzer deve vermişti. Yine o gün Arap eşrafından bazılarına ganimet taksimi esnasında farklı davranmıştı.                       

Bunun üzerine birisi:

-Vallahi, bu taksimde adil davranılmadı. Allah'ın rızası gözetilme­di, dedi. Ben de:

-Vallahi, tounu mutlaka Rasulullah'a söyleyeceğim, dedim ve gelip Rasulullah'a (s.a.v.) haber verdim. Rasulullah da şöyle buyurdu:

- "Allah ve Rasulu adil olmazsa, kim adil olur? Allah Musa'ya rah­met etsin! Ona bundan daha fazlasıyla eziyet edilmişti ama o sabret-mişti." [22]

700) Ebu Hureyre şunu anlattı:

-Ya Rasulellah! Müşriklere beddua et, denildi.

Rasulullah (s.a.v.) şu cevabı verdi:

- "Ben lanet edici olarak gönderilmedim. Ancak rahmet için gön­derildim." [23]                        

701) Ebu Hureyre anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) Mekke'yi fethedince, Ka'be'yi tavaf etti. îçinde iki rekat namaz kıldı. Daha sonra Ka'be'ye geldi ve kapının iki yanından tutup:

- "Ne dersiniz? Şimdi hakkınızda ne yapacağımı sanırsınız?" dedi. Kureyşliler üç defa:

-Sen bir kardeşsin, bir amca oğlusun. Sen halimsin (yumuşaksın) ve merhametlisin, dediler.

Rasulullah da (s.a.v.) şöyle dedi:

- "Ben de Yusufun (a.s.) dediği gibi diyeceğim: Size bugün, hiçbir başa kakma ve ayıplama yok!   Allah, sizi bağışlasın.  O,   merhamet edenlerin en merhametlisidir." [24]

Bunun üzerine onlar, sanki kabirlerden çıkarümışcasına gelip is­lam'a girdiler. [25]

702) Ömer Îbnu'l-Hattab şöyle anlattı:

Mekke'nin fethinde, Rasulullah'ın (s.a.v.) Savfan Ibn Ebi Umeyye, Ebu Sufyan Ibn Harb ve el-Haris tbn Hişam'a eman verdiğine dair haber gönderdi. Ben de:

-Allah Teâlâ bana onlara hakim olma firsatı verdi, dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

- "Benim halimle, sizin haliniz, Yusufun kardeşlerine dediği gibi olacaktır: Sizlere bugün, hiçbir başa kakma ve ayıplama yoktur! Allah, sizi bağışlasın" dedi. [26]

Rasulullah'tan (s.a.v.) utandığım için ağladım.    .

703) Cabir tbn Abdillah şunu anlattı:

"Rasulullah (s.a.v.) Huneyn günü insanlara Bilal'ın elbisesi için­deki gümüşten vermeğe başladı. Bir adam O'na:

-Ey Allah'ın peygamberi! Adil ol, dedi. Peygamber (s.a.v.):

-Yazıklar olsun sana! Ben adil olmazsam kim adil olur. Ben adil olmasaydım, umduğuma eremez, kaybederdim, dedi. Ömer:

-Onun boynunu vursam, çünkü o münafıktır, dedi. Rasulullah:

-İnsanların benim ashabımı öldürdüğümü bahsetmelerinden Al­lah'a sığırım" dedi. [27]

704) îbn Ömer anlattı:

"Rasulullah'a (s.a.v.) biraz altın ve gümüş getirildi. Onu ashabı a-rasmda bölüştürmeğe başladı. Bedevilerden birisi kalkıp:

-Muhammed! Vallahi Allah sana adaletli olmanı emretti. Ama ben senin adil davrandığını görmüyorum, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

' - 'Yazıklar olsun sana! Benden sonra, sana kim adaletli davranır" dedi. [28]

O geri dönünce: "Yavaşça onu bana gönderin," dedi.

705) Behz Ibn Hakim dedesinden şunu anlattı: "Behz'in dedesinin kardeşi Peygamber'e (s.a.v.) gelip: -Benim ortaklarım niçin yakalandılar? dedi. Peygamber (s.a.v.) ondan yüzünü çevirince:

-insanlar senin zulüm yapmaktan men edildiğini iddia ediyorlar ama sen onu bırakmıyorsun, dedi.

Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.):

-Eğer bunu yapsaydım sizin aleyhinize değil, benim aleyhime o-lurdu. Ortaklarım buna geri verin" dedi.

706) Hz. Aişe şöyle anlattı:

"Rasulullah (s.a.v.) bir bedeviden ambarda saklanan bir vesak hurma karşılığında bir deve satın aldı. Onu, evine getirdi. Depodaki hurmaya baktı ama bulamadı. Bedevinin yanma gidip:

-Ky Allah'ın kulu! Senden şu deveni ambarda var zannederek bir vesak hurma karşılığında satın aldık, dedi. Bedevi:

-Ne kalleşlik! dedi. Sahabiler ona koşup:

-Bunu Rasulullah'a mı (s.a.v.) söylüyorsun? dediler. Rasulullah:

-Bırakın onu, dedi" [29]

707) Ebu Hureyre şunu anlattı:

Bir bedevi, kendisine yardım etmesini istemek üzere Peygamber'e (s.a.v.) geldi. Peygamber (s.a.v.) ona birşey verdikten sonra:

-Sana iyilik ettim mi? dedi. Bedevi:

-Hayır iyilik etmedin, dedi.

Müslümanlar kızıp onun yanına gittiler. Peygamber (s.a.v.) onlara, birşey yapmamaları için işaret etti. Sonra kalkıp evine gitti. Bedeviye haber gönderip evine getirtti. (Biraz daha verdi). Bedevi memnun oldu. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

-Sen bize geldin. Bizden istedin. Biz de sana verdik. Söylediklerini söyledin. Müslümanların zihinlerinde şimdi bu söylediklerinin tesiri var. istersen, benim karşımda söylediklerini, onların karşısında da söyle. Böylece, senin aleyhindeki düşünceleri zihinlerinden gider, dedi. Bedevi:

-Tamam, dedi.

Ertesi gün sabah (veya akşam) olunca bedevi geldi. Rasulullah:

-Bu arkadaşınızın karnı açtı. Bizden istedi. Biz de ona verdik. Söylediklerim söyledi. Biz onu eve davet ettik, biraz daha verdik. O da memnun kaldığını söyledi. Öyle mi? dedi. Bedevi:

-Evet! Allah aile ve akrabalarından dolayı sana hayırla mukabele etsin, dedi. Peygamber (s.a.v.):

- "Dikkat edin! Benimle bu bedevinin misali, sahip olduğu devesi ürküp kaçan adam gibidir, insanlar o devenin peşine düşerler ama daha fazla ürkütmekten başka bir şey yapmazlar. Bunun üzerine deve sahibi onlara: Benimle devemin arasından çekilin! Ben ona, daha yumuşak davranırım, der. Deve sahibi ona yönelir. Ona vermek için yerdeki süp-rüntüden alır. Deve gelir çöker. Onu yolculuğa hazırlar. Üzerine yerleşir. işte ben de o bedevi söylediklerini söylediğinde sizi kendi halinize bırak-saydım ve siz de onu öldürseydiniz Cehennem'e girerdi" buyurdu. [30]

708) Zeyd Ibn Erkam anlattı:

"Yahudiler1 den biri, Rasulullah'a (s.a.v.) büyü yaptı. Bir kaç gün bundan rahatsız oldu. Cebrail O'na gelip: Yahudiler'den birisi sana büyü yaptı. Bunun için bazı düğümler bağladı, dedi.

Rasulullah (s.a.v.), Ali'yi gönderdi. Ali düğümleri çıkarıp getirdi. Her düğümü çözdükçe bir hafiflik hissetmeye başladı. Rasulullah (s.a.v.) sanki zincirlerden kurtulmuş gibi ayağa kalktı.

Peygaber (s.a.v.) bunu Yahudi'ye söylemedi ve hiç bir zaman yü­züne vurmadı."

709) Enes şöyle anlattı:

"Rasulullah'a (s.a.v.) on yıl hizmet ettim. Bana ne hakaret etti ne vurdu ne de beni azarladı. Bana suratını da asmadı. Bana, ihmal ettiğim için beni azarladığı bir şeyi de emretmedi. Ailesinden birisi beni azarla­dığında:

-Bırakın onu, eğer bir şey takdir edilseydi olurdu, derdi." [31]

 710) Abdullah İbn Selam şunu anlattı:

Aziz ve Celil olan Allah Zeyd İbn Sa'ye'nin hidayetini dilediğinde, Zeyd şöyle dedi:

"Muhammed'in yüzüne bakınca, kendisinde peygamberlik alâmetlerinden iki şeyden başka zuhur etmedik bir şey kalmadığını an­ladım. Kendisindeki hilm sıfatı, karşılaştığı cahillik ve kabalığı geçiyor mu, geçmiyor mu? Kendisine karşı en ağır cahilce ve kabaca davranışlar, hilmini artırıyor mu, artırmıyor mu?

Onunla birarada bulunmak ve hilmini tanımak için yanma gider­dim. Bir gün O, Ali îbn Ebi Talib'le birlikte dışarı çıktı. O'na bedevi gibi bir adam gelip:

-Ya Rasulellah! Falan kabilenin köyü müslüman oldu. Ben de on­lara eğer müslüman olurlarsa, rızıklarmın onlara bol bol geleceğini söy­ledim. Aksine onlar kıtlığa uğradılar. Ben onların İslam'dan çıkmalarından korkuyordum. Eğer yardım olarak onlara birşey gönder­meyi düşünürsen götürürüm, dedi. Ben de:

-Ben sizden şu kadar vesak şunu satın alıyorum, dedim ve ona seksen dinar verdim Onları adama verdi ve:

-Çabuk onlara bunu götür ve ihtiyaçlarını gider, dedi.

Kurbandan bir, iki veya üçgün önce Rasulullah (s.a.v.) ashabından bazılarıyla birlikte bir cenazeye çıktı. Cübbesini öyle bir çektim ki om­zundan düşürdüm. Daha sonra asık bir suratla geldim ve:

-Muhammedi Bana halâ ödemeyecek misin? Vallahi ben, siz Ab-dülmuttalipoğullarmı böyle bilmiyordum.

Ömer Îbnu'l-Hattab kızgın bir şekilde bana baktı ve:

-Ey Allah'ın düşmanı! Sen Rasulullah'a (s.a.v.) böyle mi söylüyor­sun? O'na bu gördüğümü mü yapıyorsun? Bu duyduğum şeyi mi söylü­yorsun? O'nu hak dinle gönderen Allah'a yemin olsun, kendisinden çekinmeseydim başını çoktan koparırdım, dedi.

Rasulullah sükûnetle Ömer'e bakıyordu. Sonra gülümsedi ve:

-Ben (ve o) senden, bu türlü davranıştan başkasını görmek ihtiya-cmdaydık. Seni borcumu güzellikle ödemeyi bana tavsiye, alacağım gü­zellikle istemesini de ona tavsiye edecektin. Ömer! Git! Hakkını ver. Ona, fazladan da yirmi sa1 hurma ver! dedi. Ben:

-Bu nedir? dedim. Ömer:

-Rasulullah (s.a.v.) bana, sana hiddet ve şiddet göstermiş olmamın yerine bu fazlayı vermemi emretti, dedi. Ben:

-Ömer! Beni tanımıyor musun? dedim.

-Hayır! Sen kimsin?

-Ben Zeyd Ibn Sa'ye'yim, dedim.

-Alim olan mı? dedi.

-Evet, alim olan, dedim. Ömer:

-Seni, yaptığını Rasulullah'a (s.a.v.) yapmağa, söylediğini de ona söylemeğe ne şevketti? dedi. Ben de:

-Ömer! Muhammed'in yüzüne bakınca, kendisinde peygamberlik alâmetlerinden iki şeyden başka bir şey kalmadığını anladım, Hilm sı­fatı, karşılaşacağı cahillik ve kabalığı geçiyor mu, geçmiyor mu? Kendi­sine karşı en ağır cahilce ve kabaca davranışlar, Mimini artırıyor mu, artırmıyor mu? Bu hususta henüz bir denemede bulunmamıştım. Bunu kendisinden deneyerek öğrendim. Ömer! Seni şahit tutuyorum. Ben Rab olarak Allah'a, din olarak İslam'a ve peygamber olarak Muhammed'e (s.a.v.) razı oldum. Yine, seni şahit tutuyorum. Malımın yarısı, Allah'a aittir. Çünkü benim malım pek çoktur. O mallarım, Muhammed (s.a,v.) ümmetine sadakadır, dedim. Ömer:

-Yahut onların bir kısmına. Çünkü onların hepsine gücün yetmez, dedi. Ben de:

-Yahut onların bir kısmına, dedim.

Ömer'le Zeyd Ibn Sa'ye Rasulullah'a (s.a.v.) döndüler. Zeyd Keli-me-i Şehadeti getirdi. Ona iman etti, onu tasdik etti. Ona beyat etti ve birçok savaşta Rasulullah'ın (s.a.v.) yanında yer aldı.[32]

711) ez-Zuhrî şunu anlattı: Bir Yahudi şöyle dedi:

"Rasulullah'ın (s.a.v.), Tevrat'ta görmediğim bir özelliği kaldı. O da hilmdir.

Belirli bir süreye kadar O'na, otuz dinar borç para verdim. Sürenin dolmasına bir gün kalıncaya kadar bekledim ve ona geldim:

-Muhammed! Bana hakkımı öde. Çünkü siz Abdulmuttalipoğulları borcun vadesini geciktiren kimselersiniz, dedim. Ömer:

-Yahudi! Sen delirdin mi? Vallahi onun yeri olmasaydı, senin ka­fanı vururdum, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

-Allah sana mağfiret etsin Ebu Hafs! Biz senden bundan daha çok borcum olanı ödemeyi emretmeni isterdik. O da alacağım ödemede ona yardım etmiş olmanı daha çok isterdi, dedi.

Benim onu bilmemezlikten gelmem, O'nun sadece hilmini artır­mıştı. O:

-Yahudi! Yarın senin alacağın ödenecek, dedi. Ömer'e de:

-Ebu Hafs! İlk gün istemiş olduğu bahçeye git. Eğer ona razı olursa şu kadar şu kadar sa' ver. Onun söylediğine şu kadar şu kadar ilave et. Eğer ona razı olmazsa, şu şu bahçeden ona şunu ver, dedi.

Ömer onu bahçeye götürdü. Yahudi razı oldu. Rasulullah'ın (s.a.v.) söylediğim ve emrettiği ilaveyi ona verdi.

Yahudi, hurmasını alınca:

-Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet ederim Vallahi Ömer! Bu gördüklerini yapmağa sev-keden şey şudur: Ben Tevrat'ta Rasulullah'ın (s.a.v.) hilm dışında bütün sıfatlarını görmüştüm. Bugün, O'nun hilmini de denedim ve O'nu Tev­rat'ta tarif edildiği şekilde buldum. Şahit ol! Bu hurma ve malımın ya­rısı, fakir müslümanlar içindir, dedi. Ömer:

-Yahut bazıları içindir, dedi. Yahudi de: -Yahut bazıları içindir, dedi.

Yüz yaşındaki bir ihtiyar müstesna, Yahudi'nin bütün akrabaları müslüman oldu. O ihtiyar kafir olarak kaldı. [33]

 

Rasulullah'ın Doğru Olmayan Şeyi Tebliğ Etmeyi Menettiği

 

712) Abdullah İbn Mes'ud şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

-Hıçkimse, ashabımdan birisi hakkında bana kötü birşey ulaştır­masın. Çünkü ben içim rahat ve huzurlu olarak onların yanına çıkmayı isterim.

Peygamber'e (s.a.v.) bir mal geldi ve onu taksim etti. Sohbet eden iki kişinin yanına vardım. Birisi diğerine şöyle diyordu:

-Vallahi Muhammed yaptığı taksimde ne Allah'ın rızasını, ne de ahireti gözetmiştir.

Bunu duyunca koşup Rasulullah'a (s.a.v.) geldim ve O'na anlattım. Sonra:

-Sen şöyle demiştin: Hiç kimse, ashabımdan birisi hakkında bana kötü birşey ulaştırmasın. Ama ben falancayla falancanın şöyle şöyle de­diklerini duydum, dedim.

Rasuluilah'm (s.a.v.) öfkeden yüzü kızardı ve:

-Bizi kendi halimize bırak. Musa'ya bundan daha çok eziyet edildi ama sabretti! dedi. [34]

 

Rasulullah'ın Şefkati Ve Müdarası [35]

 

713) Enes şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.):

"Ben uzatmak niyetiyle namaza duruyorum. Fakat bir çocuğun ağlama sesini duyuyorum. Annesinin çocuğun ağlamasından dolayı çok üzüleceğini bildiğimden namazımda hafifletme (kısaltma) yapıyorum" buyurdu. [36]

714) Ebu Katade şunu anlattı: Peygamber şöyle buyurdu:

"Ben namaza duruyorum ve onu uzatmak istiyorum. Bir çocuğun ağlama sesini duyuyorum. Annesine güçlük vermek istemediğimden . namazımda hafifletme yapıyorum." [37]

715) Zeyd îbn Sabit şunu anlattı:

Peygamber (s.a.v.), mescitte hasırdan bir hücre yaptı ve orada ge­celeri namaz kıldı. Nihayet bazıları orada toplandılar. Daha sonra Ra-sulullah'm (s.a.v.) sesi kayboldu. Onun uyuyup kaldığım zannedip yanlarına çıkması için öksürmeğe başladılar. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

- "Gördüğüm bu hareketinizi (benimle birlikte namaz kılmayı) de­vamlı yapar oldunuz ki bunun size farz olacağından korktum. Eğer o, size îarz "kımsaydı, ouu yapamazdınız. Bu namazı evlerinizde kılın. Çünkü farz namaz dışında, kişinin en hayırlı namazı evinde kıldığı na­mazdır" buyurdu. [38]

716) Enes şunu anlattı: Bir adam Peygamber'e (s.a.v.):

-Balata nerede? diye sordu. Rasulullah (s.a.v.):

-Cehennem'de, diye cevap verdi.

Rasulullah (s.a.v.) onun yüzündeki ifadeyi görünce:

-Benim babam da, senin baban da Cehennem'dedir, buyurdu. [39]

717) îbn Abbas şunu anlattı: Kureyşliler Peygamber'e (s.a.v.):

-Bizim için Rabb'ine dua et de Safa'yı bizim için altın yapsın biz de sana iman edelim, dediler. Peygamber (s.a.v.):

-Gerçekten bunu yapacak mısınız? dedi. Kureyşliler:

-Evet, dediler.

Peygamber (s.a.v.) dua etti. Cebrail ona geldi ve şöyle dedi:

-Aziz ve Celil olan Rabb'in sana selam ediyor ve sana: İstersen, Safa, onlar için altın olur. Ama bundan sonra onlar kim kafir olursa, ona, aîemlerdeki hiç kimseye azab etmediğim şekilde azab ederim. İstersen onlara tövbe ve rahmet kapısını açarım, diyor. (Peygamber:

-Ben tövbe ve rahmeti diliyorum, dedi.) [40]

718) Ebu Umame anlattı: Bir genç Peygamber'e (s.a.v.) gelip: -Muhammedi Zina konusunda bana izin ver, dedi. Sahabiler onun üzerine yürüyüp azarladılar ve:

-Yeter, bırak artık, dediler. Rasulullah (s.a.v.):

-Yaklaş, dedi. Genç ona yaklaştı ve oturdu. Rasulullah (s.a.v.): Bunu annen için ister misin? dedi. Genç:

-Hayır, vallahi! Allah beni sana feda kılsın, dedi. Rasulullah:

-insanlar da, bunu anneleri için istemezler. Bunu kızın için de ister misin? dedi. Genç yine:

-Hayır, vallahi! Ya Rasulellah! Allah beni sana feda kılsın, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

-insanlar da bunu kızları için istemezler. Bunu kız kardeşin için de ister misin? dedi. Genç:

- Hayır, vallahi! Ya Rasulellah! Allah beni sana feda kılsın, dedi. Rasulullah (s.a.v.):                                                              

- İnsanlar da bunu kızkardeşleri için istemezler. Bunu halan için ister misin? dedi. Genç:

-Hayır, vallahi! Ya Rasulellah! Allah beni sana feda kılsın, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

-İnsanlar da bunu halaları için istemezler. Bunu teyzen için ister misin? dedi. Genç:

-Hayır, vallahi! Ya Rasulellah! Allah beni sana feda kılsın, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

-insanlar bunu teyzeleri için de istemezler, dedi.

Rasulullah (s.a.v.) elini onun üzerine koyduktan sonra: Allah'ım! Bunun günahlarını affet, kalbini temizle ve namusunu (zina yapmak­tan) koru, buyurdu. [41]

O genç bu olaydan sonra hiçbir kötü şeye yönelmedi.   .

719) Abdullah İbn Amr îbn el-Âs anlattı:

Peygamber (s.a.v.) Allah Teâlâ'nm (İbrahim (a.s.) hakkındaki) şu ayetini okudu: "Rabbim! Onlar, insanlardan birçoğunu saptırdılar. Artık kim bana uyarsa, o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, şüphesiz sen çok bağışlayan pek esirgeyensin." [42]

Hz. îsa ile ilgili şu ayeti de: "Eğer kendilerine azab edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer on­ları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin" [43] o-kuyarak ellerini kaldırdı:

- "Allah'ım! Ümmetimi, ümmetimi..." dedi ve ağladı. Bunun üzeri­ne Aziz ve Celiî olan Allah:

-Ey Cebrail! Muhammed'e git -Rabb'in pekâla bilir ya- niye ağla­dığını sor, dedi.

Cebrail (a.s.) O'na gelerek sordu, Rasulullah (s.a.v.) da ona bildirdi.

Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyurdu:

-Cebrail! Muhammed'e git ve O'na: Biz seni ümmetin hakkında hoşnut edeceğiz ve seni üzmeyeceğiz, de. [44]

720) Enes İbn Malik anlattı:

Bir defasında biz, Rasulullah'la (s.a.v.) birlikte mescidde oturur­ken bir bedevi çıkageldi. Mescidin içine işemeğe kalktı. Rasulullah'ın (s.a.v.) ashabı:

-Yapma, yapma, dediler. Rasulullah (s.a.v.):

-  "Onun idrarını kesmeyin, bırakın onu" dedi. Ashab da idrarını bitirinceye kadar onu bıraktılar. Sonra onu çağırıp şunları söyledi:

- "Şüphesiz mescitler idrarın ve pisliğin hiçbirine uygun değiller­dir. Ancak bunlar» Allah Teâlâ'yı anmak, namaz kılmak ve Kur'an oku­mak için yapılmışlardır."

Arkasından bir adama emretti, o da bir kova su getirerek idrarın üzerine serpti. [45]

721) Hz. Aişe anlattı:

Bir adam Peygamber'in yanma girmek için izin istedi. O da:

- "Ona izin verin. Bu aşiretin kardeşi çok fenadır" dedi.

Adam yanına girince Rasulullah (s.a.v.) onunla yumuşak bir şe­kilde konuştu. Ben:

-Ya Rasulellah! Onun hakkında söylediğini söyledin. Sonra da yu­muşak bir şekilde konuştun, dedim. Rasulullah (s.a.v.) da:

- "Aişe! Kıyamet gününde, Allah katında insanların en kötü mer-tebelisi, insanların fuhşundan korktukları için kendisini terkettikleri kimsedir" dedi. [46]

722) Mes'ud Ibnu'l-Hakem şunu anlattı:

Peygamberle (s.a.v.) namaz kıldım. Cemaatten biri aksırdı. Ben de: Rahimekellah (Allah sana merhamet etsin), dedim. Cemaat, bana göz atıp ellerini dizlerine vurdular. Onların beni susturduklarım gö­rünce sustum.

Peygamber (s.a.v.) beni çağırdı.

Babam anam feda olsun! Ondan daha güzel öğreten muallim (öğ­retici) görmemiştim.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/3/2009 - Peygamber efendimiz ve medeniyet

Peygamber efendimiz ve medeniyet

Sual: Peygamberimizi gayrimüslimlerden övenler de var mıdır?
CEVAP
Evet. Resulullah efendimiz günümüzde de bütün dünya milletlerinin, ilim adamlarının, devlet, siyaset ve fikir adamlarının, ediplerin, tarihçi ve askeri şahsiyetlerin ilgisini çekmekte, bunların her biri Onu biraz inceledikten sonra hayranlık ve şaşkınlıklarını, dile getirmektedirler.

Müslüman olmayanlar, Resulullah efendimizin sadece idareciliği, dehası, askeri, sosyal ve diğer taraflarını görmekte, yalnız bunlara bakarak Onu tanımaya çalışmaktadırlar. Gördükleri olağanüstü ve hiçbir insanda görülmemiş üstünlükler karşısında acze düşmekle beraber, Ona peygamber gözüyle bakmadıkları için, Onu tanımaktan ve anlamaktan çok uzak kalmaktadırlar.

Dünyanın medeniyete kavuşması
Sual:
Dünyanın medeniyete kavuşması Resulullah efendimiz sayesinde olmadı mı?
CEVAP
Elbette. Bakın, üstelik Müslüman olmakla şereflenemeyen yabancıların da itiraf etmeye mecbur kaldıkları gibi, dünya medeniyete nasıl kavuşuyor:

İslamiyet’ten evvel Arabistan bir çöl ve orada oturan insanlar da yarı vahşi bedevilerdi. Putperest idiler. Birçok putlara taparlardı. İptidai bir hayat sürerlerdi. Kız çocuklarını diri diri gömmek gibi korkunç âdetleri vardı. Bu yarımada, bir yol üzerinde olmadığı için, ne büyük İskenderler, ne Persler, ne Romalılar, Araplarla hiç uğraşmamış, birçok kavimlerle savaştıkları halde, Arapların yanından geçmemişlerdi. Bu sebepten, İranlıların, Romalıların ahlaksızlıkları, zulümleri, hilekârlıkları Araplara bulaşmadı.

İşte böyle aciz, zavallı, yarı vahşi olan bir kavim, onlara rehberlik eden Muhammed aleyhisselam sayesinde birdenbire değişmiş, tam bir medeniyete kavuşmuş, olağanüstü bir gayret ile 30 sene içinde, doğuda Türkistan ve Hindistan, batıda İspanya olmak üzere akla hayret veren çok kudretli bir İslam devleti meydana getirmiştir. İlimde, fende ve medeniyette son derece ilerlemişler, o zamana kadar bilinmeyen birçok şeyler keşf etmişlerdir. İlim, fen, tıp ve edebiyatta en yüksek mertebeye varmışlardır. İlimde o kadar ileri gitmişlerdi ki, Papalar bile Endülüs Üniversitelerinde okuyor, dünyanın her tarafından koşup gelenler, bu üniversitelerde fen ve tıp tahsil ediyorlardı.

O zamanın Avrupa’sından bahseden John W. Drapper gibi tarafsız bir tarihçi, (Avrupa’nın manevi inkişafı) ismindeki eserinde şöyle demektedir:
“O zamanki Avrupalılar, tamamen barbardı. Hıristiyanlık onları barbarlıktan kurtaramamıştı. Hıristiyan dininin başaramadığını, İslam dini başardı. İspanya’ya gelen Araplar, evvela onlara yıkanmasını öğrettiler. Sonra, onların üzerindeki parça parça olmuş, bitlenmiş hayvan postlarını çıkararak, temiz, güzel elbiseler giydirdiler. Evler, konaklar, saraylar yaptılar. Onları okuttular. Üniversiteler kurdular. Hıristiyan tarihçiler, İslam’a karşı olan kinlerinden ötürü, bu hakikati gizlemeye çalışmakta, Avrupa’nın medeniyette Müslümanlara ne kadar borçlu olduğunu bir türlü itiraf edememektedirler.”

Tarihe dünyanın en büyük askeri dehalarından biri, aynı zamanda kıymetli bir devlet adamı olarak geçen Fransız İmparatoru Napoléon şöyle diyor:
“Allah’ın varlığını ve birliğini, Musa [aleyhisselam] kendi milletine, İsa [aleyhisselam] Romalılara, fakat Muhammed [aleyhisselam] bütün eski dünyaya bildirdi. Arabistan tamamiyle putperest olmuştu. İsa [aleyhisselam]’dan altı asır sonra Muhammed [aleyhisselam] kendisinden evvel gelmiş olan İbrahim, İsmail, Musa ve İsa’nın [aleyhimüsselam] Allah’ını Araplara tanıttı. Arapların yanına sokulan Aryenler, hakiki İsa dinini bozarak onlara Allah, Allah’ın oğlu, Ruhulkudüs gibi, kimsenin anlayamayacağı inançları yaymaya çalışıyor, doğunun barış ve huzurunu tamamen bozuyorlardı. Muhammed [aleyhisselam] onlara doğru yolu gösterdi. Araplara yalnız bir tek Allah olduğunu, Onun ne babası ne de oğlu bulunmadığını, böyle birkaç Allah’a tapmanın puta tapmaktan kalan saçma bir âdet olduğunu anlattı.”

Dünyanın tanıdığı en büyük ilim adamlarından biri olan İskoçyalı Thomas Carlyle diyor ki:
“Muhammed [aleyhisselam] gelmeden evvel Arapların bulundukları yerlere kocaman bir ateş parçası sıçramış olsaydı kuru kum üzerinde kaybolup gidecek ve hiç iz bırakmayacaktı. Fakat Muhammed [aleyhisselam] gelince bu kuru kum dolu çöl, sanki bir barut fıçısına döndü. Delhi’den Granada’ya kadar her taraf birdenbire semaya yükselen alevler hâline geldi. Bu büyük zat sanki bir şimşekti. Onun etrafındaki bütün insanlar, Ondan ateş alan parlayıcı maddeler hâline dönüştüler.”

Hindistan’ı İngiliz sömürgesi olmaktan kurtaran Hintli lider Mahatma Gandhi, İslam dinini ve Kur’an-ı kerimi inceledikten sonra şunları söylemiştir:
“İslam dini yalancı bir din değildir. Hintlilerin bu dini saygı ile incelemelerini isterim. Onlar da İslamiyet’i benim gibi seveceklerdir. Ben, İslam dininin Peygamberinin ve Onun yakınında bulunanların nasıl hayat sürdüklerini bildiren kitapları okudum. Bunlar beni o kadar ilgilendirdi ki, kitaplar bittiği zaman bunlardan daha fazla olmamasına üzüldüm. Ben şu kanaate vardım ki, İslamiyet’in süratle yayılması, kılıç yüzünden olmamıştır. Aksine her şeyden evvel sadeliği, mantıki olması ve Peygamberinin büyük tevazuu [alçak gönüllülüğü], sözünü daima tutması, yakınlarına ve Müslüman olan herkese karşı sonsuz bağlılığı yüzünden İslam dini birçok insanlar tarafından seve seve kabul edilmiştir.”

Dünyaca tanınmış büyük Fransız edibi ve devlet adamı Lamartine ise, Türkiye Tarihi adlı eserinde şöyle diyor:
“Hazret-i Muhammed [aleyhisselam] bir yalancı peygamber miydi? Onun eserlerini ve tarihini inceledikten sonra bunu düşünemeyiz. Çünkü yalancı peygamberlik iki yüzlülüktür. İki yüzlülükte inandırma kuvveti yoktur; nasıl ki, yalanda da doğruluğun kudreti bulunmaz.

Mekanikte bir cisim atıldığı zaman onun varabileceği yer, fırlatma gücü ile orantılıdır. Bir manevi ilhamın gücü de onun meydana getirdiği eser ile orantılıdır. Bu kadar çok şey taşıyan, bu kadar uzaklara kadar yayılan ve bu kadar uzun zaman aynı kudrette devam eden bir “fikir” yani İslamiyet yalan olamaz. Bunun çok samimi ve çok inandırıcı olması gerekir. Onun hayatı, uğraşmaları, memleketinin hurafelerine ve putlarına kahramanca saldırıp onları parçalaması, puta tapan çoğunluğun hiddetlerine karşı koymak ataklığı, kendine saldırdıkları halde, 13 sene Mekke’de buna dayanması, hemşerileri arasında türlü hadiseler çıkartmak ve kendini adeta kurban yerine koymak gibi hallere tahammül etmesi, Medine’ye hicreti, durmadan yaptığı teşvikler ve verdiği vaazlar, çok üstün düşman kuvvetleriyle yaptığı savaşlar, kazanacağına olan güveni, en büyük felaket zamanında bile duyduğu insanüstü güvence, zaferde bile gösterdiği sabır ve tevekkül, dini tebliğ etme azmi, sonsuz ibadeti, Allah ile mukaddes konuşmaları, ölümü, ölümünden sonra da devam eden şân ve şerefi, zaferleri Onun hiçbir zaman bir yalancı peygamber olmadığını, tam aksine büyük bir imana sahip bulunduğunu gösterir.

Filozof, hatip, peygamber, kanun koyucu, cenkçi, insan düşüncelerini etkileyici, yeni iman esasları koyan ve yirmi büyük dünya imparatorluğu ile bir büyük İslam devleti kuran kişi: İşte Muhammed
[sallallahü aleyhi ve sellem] budur! İnsanların büyüklüğü ölçmek için kullandıkları bütün mikyaslarla [ölçülerle] ölçülsün; acaba Ondan daha büyük bir şahıs var mıdır? Olamaz!”

Almanya’da Stuttgart şehrinde 1888 [h. 1305] senesinde, yayınlanmış olan Kürschner ansiklopedisinin (Muhammed ve İslam dini) hakkındaki yazısından bir bölümü şöyle:

“Muhammed [aleyhisselam], gayet güzel huylu, güler yüzlü, kibar tavırlı ve çok dürüst bir zat idi. Daima hiddet ve şiddetten kaçmış, hiçbir zaman zulüm yapmamıştır. Müslümanların daima iyi huylu, güler yüzlü olmasını istemiş, Cennete iyi huy ve sabır ile gidileceğini bildirmiştir. Doğru sözlülüğü, merhameti, fakirlere yardımı, misafirperverliği, şefkati, daima Müslümanlığın esas temelleri olduğunu beyan etmişti. Daima kanaat ile yaşamış, debdebe ve gösterişten kaçınmıştır. Müslümanlar arasında hiçbir sınıf farkı tanımamış, en fakir bir Müslümanın bile hatırını gözetmiştir. Büyük bir zaruret olmayınca, zora başvurmamış, bütün meseleleri tatlılık ile, anlaşma ile, nasihat ve izah ile hâl etmeye uğraşmış ve çok kereler bunda muvaffak olmuştur. 630 tarihinde tekrar Mekke’ye dönerek, bu şehri kolayca feth etmiş ve çok kısa zaman içinde, yarı vahşi Arapları, dünyanın en medeni insanları hâline getirmiştir.)”

Başka bir batılının itirafı
Bayan Carly Fiorina, dünyanın en büyük şirketlerinden HP'nin yönetim kurulu başkanı. Bu şirket, Microsoft gibi, Linux gibi dünya devlerinden birisi olup esas iştigal alanı Bilişim Teknolojileri. Bayan Fiorina Temmuz 1999'dan beri bu şirkette. Bundan önce 20 yıl ABD'nin telefon şirketi AT&T 'de üst düzey görevlerde bulunmuş ve AT&T ile ilgili bir firmada başkan olarak çalışmış. Stanford Üniversitesi'nin "Ortaçağ tarihi ve felsefesi" bölümünü bitirmiş ve çeşitli dallarda master yapmış.

Minneapolis, Minnesota'da 26 Eylül 2001 "Teknoloji, piyasalar ve hayat tarzımız: Gelecekte neler olacak?" konulu bir konferansa, Carly Fiorina, ana konuşmacı olarak davet edildi. Konuşmasının son dakikalarında tarihten örnekler vererek değerlendirmeler yapıp şöyle dedi:

"Konuşmamı tarihten bir örnek ile bitirmek istiyorum:

Bir zamanlar tarihte öyle bir medeniyet vardı ki, o dönemin en büyük medeniyeti idi. Bu medeniyet birçok kıtalara yayılmış, sınırları okyanustan okyanusa, kuzey iklimlerinden tropik iklimlere ve çöllere kadar uzanmıştı. O medeniyetin tebaası olarak, farklı ırklardan, farklı dillerden, farklı kültürlerden yüz milyonlarca insan yaşamıştı.

Bu medeniyette konuşulan dillerden bir dil, dünyada çok konuşulan bir dil haline gelmiş ve farklı kıtalardan insanlar arasında köprü olmuştu. Bu medeniyetin ordusundaki farklı milletlerden olan askerler, dünyanın belki de hiçbir zaman görmediği bir barış sundu, tebaasına ve dünyaya. Bu medeniyetin tacirleri, Latin Amerika'dan Çin'e ve arada kalan bütün ülkelere ulaşmışlardı.

Yeni buluşlar bu medeniyetin temel taşlarından biri olmuştu. Bu medeniyetin mimarları, yerçekimi hesaplarına dayanan binalar yapmışlar, matematik bilginleri, bilgisayarın temel algoritması olan algebrayı (cebiri) bulmuşlar ve kodlamayı keşfetmişlerdi. Doktorları, hastalıklara yeni ilaçlar bulmuşlar, uzay bilginleri gökyüzündeki yıldızları incelemişler ve onları isimlendirerek, bugünkü uzay çalışmalarının temellerini atmışlardı. Edipleri, binlerce romantik ve sihirli hikâyeler yazmışlar ve şairleri kendilerinden öncekilerin yazmadığı şekilde sevgi üstüne şiirler yazmışlardı.

Öteki medeniyetler yeni fikirlerden korkarken ve sansür uygularken, bu medeniyet devamlı yeni fikirlere açık olmuş ve bilgiyi, kültürü devamlı canlı tutmuştu.

Günümüz Batı medeniyeti de bu özelliklerin bir çoğuna sahip, fakat benim sözünü ettiğim medeniyet, 800'den 1600 yılına kadar uzanan ve Osmanlı İmparatorluğu'nu da içine alan, Kanuni Sultan Süleyman'lar gibi hükümdarlar yetiştiren İslam medeniyetidir.

Bu medeniyetin bize sunduğu miras, bugünkü Batı medeniyetinin temelini oluşturmaktadır. Bugünkü teknoloji İslam matematikçilerinin sayesinde vardır. Sufî yazar Mevlana gibi yazarlardan çok şeyler aldık. Kanuni Sultan Süleyman gibi hükümdarlardan tolerans göstermeyi ve liderliği öğrendik.

Bu medeniyetten dersler çıkarmalıyız. Bu medeniyetin sunduğu liderlik mirasa değil, yeniliklere dayanmış, Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Yahudilik gibi farklı farklı din ve kültürler mozaiğini esas almıştı. Zaten bu şekilde de 800 yıl ayakta kaldı.

Şu anki gibi kritik zamanlarda, biz de tarihteki bu medeniyetten ders almalı ve onun gibi sosyal yapı ve liderler yetiştirmeliyiz. Özetle, bu konuya, liderlik mevzuundaki tartışmaya ve fikir teatisine dikkatlerinizi çekmek istiyorum. "


Amerikan astronomi mütehassısı Michael H. Hart, Âdem aleyhisselamdan bugüne kadar gelen bütün büyük insanları birer birer tetkik ederek, bunların içinden yalnız 100 tanesini ayırmakta, bu 100 kişi arasında en büyüğü olarak, Muhammed aleyhisselamı göstermektedir. (Onun kudreti, kendisine Allah tarafından vahiy edildiğine inandığı, muazzam eser Kur’an-ı kerimden gelmektedir) demiştir.

Amerika Chicago Üniversitesi profesörlerinden meşhur ruhiyat mütehassısı yahudi Jules Massermann, 1974 senesinin 15 Temmuzunda yayınlanan Time mecmuasının hususi nüshasında (Büyük liderler nerede?) başlığı altında, tarihte şimdiye kadar gelip geçmiş olan rehberleri tetkik etmekte, bunların hayatlarını tahlil etmekte ve (Bunların en büyüğü Muhammed aleyhisselamdır) demekte ve şu neticeye varmaktadır: (Muhammed aleyhisselamdan sonra, Musa aleyhisselam gelir. İsa [aleyhisselam] ve Buda lider olmaya layık kimseler değildi.) Halbuki kendisi, yahudi olduğu için, Musa aleyhisselamı Muhammed aleyhisselama tercih etmesi beklenirdi. O, bunu yapmamış, hakikatten ayrılmamıştır.

Amerika’da (En Büyük İnsan) yarışmasında, en çok oy alan yine Muhammed aleyhisselam olmuştur.

30 sene içinde bir vahşi kavmi, hem de küçük bir insan topluluğunu, dünyanın en muazzam, en medeni, en yüksek ahlaklı, en yüksek seciyeli, en kahraman, en bilgili bir millet hâline getirmek, her hangi bir insanın, bir liderin, bir kumandanın yapacağı iş değildir. Bu, ancak Allahü teâlânın resulünün, yani Muhammed aleyhisselamın bir mucizesidir.

Seyyid Abdülhakim Arvasi
hazretleri buyurdu ki:
(Her Peygamber, kendi zamanında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed aleyhisselam ise, her zamanda, her memlekette, yani dünya yaratıldığı günden, kıyamet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güç bir şey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmıştır. Hiçbir insanın Onu methedecek gücü yoktur. Hiçbir insanın, Onu tenkit edecek iktidarı yoktur.)
 
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/8/2008 - PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) VASİYETİDİR!

  • MEDİNE-İ MÜNEVVERE'DEN GELEN BU VASİYETNAMEYİ OKUYUNUZ VE OKUTUNUZ.!!!!!!

    BİSMİLLAHİRRAHMANIRRAHİM

    Medine-i Münevvere'de Türbe-i Şerif Hatibi Şeyh Ahmet Diyor ki:
    'Vallahülazim bu vasiyetnamede zerre kadar yalan yoktur'. Bir cuma gecesi namazımı eda edip uyumaya varmıştım. Harem-i Şerif tarafından; 'Ya Şeyh Ahmet' diye bana bir nida geldi. 'Lebbeyk Ya Rasullallah' deyip
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in şahsını gördüm. Rasullallah (s.a.v.) efendimiz şöyle devam etti: Ya Şeyh Ahmet!... Allah-ü Teala huzurunda yüzüm kalmadı.
    Sanahaber veriyorum ki, geçen cumadan bu cumaya 16000 kişi öldü. İçlerinden bir tek Müslüman çıkmadı. Gelenlerin amel defterlerini kara ve sol elinde gördüm. Ya Şeyh Ahmet!... Evvela ana ve babalarına asi oldular ve zekatlarını men
    ettiler. >Hacı olup haram yemeyi adet ettiler. Herkes nefsinden başka bir
    şey düşünmedi. Yüzlerinde haya kalmadı. Dünya malı ile nasip olan tartılarına hıyanet etmeyi adet ettiler. Ya Şeyh Ahmet!... Benim ümmetlerime haber eyle 'Yaptıkları günahlardan tevbe ve istiğfar etsinler,namaz kılsınlar, zekat vermesini adet etsinler.'
    Ya Şeyh Ahmet!... Ümmetlerime haber eyle, 'Kıyamet alametleri zuhur ediyor. Hak Teala' ya asi olmasınlar. Çok yakın bir zamanda, 3 gece güneş tutulacak. 3 günden sonra mağribten doğup, maşrıka batacak. Kuran-ı Kerim insanların gözüne gözükmeyecektir. Ümmetime söyle günahlarına tövbe etsinler. >Yakın bir zamanda İsa (a.s.)'nın inmesi zuhur edecek.' Ya Şeyh Ahmet!...
    Ümmetlerime haber eyle, 'Kudret kalemiyle her kim bu vasiyetnameyi bir
    köyden bir köye,bir kazadan bir kazaya, bir ilden bir ile, bir devletten bir devlete gönderirse Huzur-u Mahşerde günahları affedilir. Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.)'yı Şahsı ile görmüş olur. Kim vasiyetnameyi işitipte yazmazsa, bir köye veya bir başka yere göndermezse, yüzü kara ola.' Türbe-i Şerif'in Hatibi Şeyh Ahmet 3 defa yemin edip, 'Vallahülazim bu vasiyetnamede yanlış bir bilgi verirsem, bu dünyadan öbür dünyaya imansız gideyim' dedi.

    15 günde Medine-i Münevvere'de yazılmış olup 'TÜM MÜSLÜMANLARA'gönderilmiştir.

    NOT: 'Bunu her müslümanın okuması için elinizden geleni yapınız...

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/7/2008 - HAZRETİ PEYGAMBERIN(s.a.v) ELÇİLERi

Hudeybiyeden dönüldükten sonra bütün insanlara ve cinlere Peygamber olarak gönderilen son peygamber Hazreti peygamber tarafindan , Islam dinine davet icin etraftaki hükümdarlara gönderilmek üzere , Hicretin Yedinci senesi Muharrem ayında altı tane mektup yazıldı. Hükümdarlar Mühre Itimat ettiklerinden, gümüşten bir mühür yaptırıldı. Üzerine ”Muhammed Rasulullah” diye Kazıtıldı. Yazılan mektuplara bastırıldı.Her Mektubu götürmek icin birer elçi seçildi ve gönderildi.

Necaşi, Yani Habeş Sultanı Bahr oglu Ashama ya Amr bin Umeyye gönderildi

Necaşi Amr bin Umeyye ye layik olduğu ikrami yapmiş ve gereken hürmeti göstermiştir. Ve kendiside Gizlice Müslüman olmustur.

Rum Kayseri de Hazreti Muhammedin Mektubunu saygili bir sekilde eline alip yüzüne sürmüs ve Dihye `ye pek cok hürmet edip bir cok hediyeler vermistir.

Cünkü Rum Kayseri ile Iran Kisrasi arasinda bir süredir sert carpismalar oluyordu. Önce Kisra üstün gelerek Suriyeyi almis ve bütün Arabistani benimsemisti. Iranlilar Müsrik oldugundan, bütün Ehl-i Kitabin düsmani idiler. Rumlar ise Ehli Kitab olan Hiristiyan dininde bulunuyorlardi.Iranlilarin Rumlara üstün gelmesinden dolayi Kureys Müsrikleri sevinmisler müslümanlar ise üzülmüslerdi.

Yemame Hükümdari Hevze`ye Selit Amiri gönderilmisti. Hevze Mektubu alip okudugunda eger Peygamber beni kendisine veliaht tayin ederse iman ederim demis Peygamberimiz ise "Ya Rabbi sen onun hakkindan gel "diyerek dua etti ve kisa bir zaman sonra Hevze Kafir olarak ölmüstür.

Gassan Hükümdarina Şuca Esedı (r.a)gönderılmiş Gassan Hükümdarı Ebu Şimr Gassani gelen Mektubu yırtıp atmış ve ‘’İşte ben onun üzerıne ordu gönderiyorum ‘diyerek kötü muamelede bulunmuştu. Peygamberimiz bu haberi duyunca ‘ Memleketi yok olsun’ diyerek beddua etmiş, çok geçmeden Haris , küfür üzere ölerek cehennemi boylamıştı.



İran Kisrası Husrev Perhiz’e Abdullah bin Huzafe gönderilmişti. Hüsrev Perhiz Rasulullahın Mektubunu Hiddetlenerek yırtıp attı ve emrındekılere ‘’Şu hicaz tarafında peygamberlik davası güden adamı bana gönderın’’ diye emretmiş fakat çok kısa bir süre sonra oda oğlunun baskınına uğrayıp öbür dünyayı boylamıştır.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->
BİSMİLLAHİRRAHMANİRAHİM

Hakkımda

ALEMLERİN SAHİBİ OLAN ALLAH(C.C.) SONSUZ ŞÜKÜRLER OLSUN... SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ... SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ...

Kategoriler

SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ...

Arkadaşlarım

SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ...
www.dostyurdu.com

SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ...
Veda Hutbesi
Veda Hutbesi
Bismillahirrahmanirrahim

EY İNSANLAR!

Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.
İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki
hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.
MÜ'MİNLER!
Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.
İNSANLAR!
Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!
Şahid ol yâ Rab!
Şahid ol yâ Rab!
SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ...

SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ... SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ... SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ...
SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ... SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ... SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ... SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ...

SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ... SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ... SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ... SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ... SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ... SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ... SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ... SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ... SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ... SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ... SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ...

SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ...


SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ...


SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ...


SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ...


SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ...


SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ...


SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ...


SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ...


SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ...


KURBAN BAYRAMI MÜBAREK OLSUN...







































KURBAN BAYRAMI MÜBAREK OLSUN...